Tamamlanmama ve Sanat İlişkisi Üzerine
İki gün önce Alparslan üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde bölüm başkanı Prof.Dr. Tamella Aliyeva'nın moderatörlüğünde Muş'umuzun şairlerinden Mustafa Yıldız ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiye katılamayan pek çok dosttan mesaj aldım, orada olmak isteyenler, irdelediğimiz konuya ilişkin video isteyenler vs. oldu. Hepsine tek tek dönemedim bağışlasınlar beni..
O dostlarıma ithafen orada işlediğim konuyu buraya yazıyorum böylece katılmayan dostlarım da istifade edebilsinler.
O dostlarıma ithafen orada işlediğim konuyu buraya yazıyorum böylece katılmayan dostlarım da istifade edebilsinler.
Tamamlanmama ve sanat ilişkisi üzerine söyleşideki degerlendirmem:
Kolektif olarak hepimiz tamamlandım yanılgısına sahibiz, bu ortak yargıya dönüşen toplumsal yanılgımız yüzünden üç beş yıl bir üniversitede eğitim gördük diye herhangi bir kitabı eskaza dahi açmıyoruz artık çünkü tamamlandığımızı sanıyoruz!
Tamamlanmadın!
Tamamlanmadım!
Tamamlanamayız!
Tamamlanmadın!
Tamamlanmadım!
Tamamlanamayız!
Tamamlanmak manevi olarak intihar etmek demektir. Kendi potansiyelini gerçekleştirmemek demektir.
Şayet bir ağaç fidesi tamamladığına inansaydı asla çiçeğe duramaz ve meyve veremezdi. Ağacı böyle bir başkalaşıma götüren tamamlanmamasıdır.
Tarihî bir örnekle konuyu daha iyi açayım:
Rahmetli Mimar Sinan -ki tüm mimarların idolüdür- Şehzade Camii'ni İstanbul'da yaptıktan sonra harika bir sanat eseri olmasına karşın tamamlandım deseydi Edirne'de ki Selimiye Camii'ni yapamazdı. Ülkemizin turizmine katkı sağlayan, iç mimarisiyle yani nakış nakış işlenmiş hat ve tezhip sanatıyla, dış mimarisindeki zarif minareleri, fevkalade kubbesi ve şadırvanıyla bir şaheser olan Selimiye Camii'ni yaratım sürecine onu götüren tamamlandığına dair duyduğu inançsızlıktı.
Rahmetli Mimar Sinan -ki tüm mimarların idolüdür- Şehzade Camii'ni İstanbul'da yaptıktan sonra harika bir sanat eseri olmasına karşın tamamlandım deseydi Edirne'de ki Selimiye Camii'ni yapamazdı. Ülkemizin turizmine katkı sağlayan, iç mimarisiyle yani nakış nakış işlenmiş hat ve tezhip sanatıyla, dış mimarisindeki zarif minareleri, fevkalade kubbesi ve şadırvanıyla bir şaheser olan Selimiye Camii'ni yaratım sürecine onu götüren tamamlandığına dair duyduğu inançsızlıktı.
Daha edebi bir örnekle Alman şair Rilke Yaşam ve Şiirler isimli ilk kitabından sonra üç beş kitap daha yayınladı fakat Rilke'yı Rilke yapan en değerli eseri Duino ağıtlarıdır. Kendini on sene boyunca korkunç bir uçurumun çıplak olmayan sarp kayalıklarının sırtında bir anıt gibi göğe doğru yükselen Duino Şato'suna hapsetmeseydi onun Duino Ağıtları gibi önemli olan ve 20. yy. en değerli edebi metinleri kabul edilen eserini yaratamazdı. Onu böyle bir eser yaratım sürecine iten tamamlanmamış olmasıydı.
Bizden bir örnek vereyim:
Rahmetli Yaşar Kemal Adana Seyhan halkevi tarafından basılan ilk kitabı Ağıtlar'dan sonra tamamlandım deseydi hepimizin kütüphanesinde bulunması gereken İnce Memed gibi harika bir kitabı bize miras bırakamazdı. Ki İnce Memed'in betimlemelerinin ve edebi niteliğinin ötesinde bir değeri daha vardır: Alt metinde haksız bir güç ve feodal bir düzen karşısında Memed'in başkaldırışını gözler önüne sermeseydi. İnce Memed bizden biriydi. Ve Yaşar Kemal'i yıllarca bu eseri yazma sürecine götüren o iç boşluk ve tamamlanmamışlık hissidiydi.
Rahmetli Yaşar Kemal Adana Seyhan halkevi tarafından basılan ilk kitabı Ağıtlar'dan sonra tamamlandım deseydi hepimizin kütüphanesinde bulunması gereken İnce Memed gibi harika bir kitabı bize miras bırakamazdı. Ki İnce Memed'in betimlemelerinin ve edebi niteliğinin ötesinde bir değeri daha vardır: Alt metinde haksız bir güç ve feodal bir düzen karşısında Memed'in başkaldırışını gözler önüne sermeseydi. İnce Memed bizden biriydi. Ve Yaşar Kemal'i yıllarca bu eseri yazma sürecine götüren o iç boşluk ve tamamlanmamışlık hissidiydi.
Daha popüler kültürden bir örnek vereyim ki popüler kültürün tek iyi tarafı tanınmaya değer üç beş insanı bize tanıtması onun dışında kapital sistemin bir uzantısından öteye gitmemektedir,
söyleşide de belirttiğim gibi uzun ve buyurgan tırnaklaryla sürekli olarak bize birilerini işaret ediyorlar: En iyi yazar budur, en iyi şair budur, en iyi sanatçı budur, en iyi film budur, en iyi kitap budur... şeklinde uzayıp giden, geride kalanları dolayısıyla gölgede bırakan.
Bu bön gördüğüm suni kültür yüzünden pek çok kalemdaşımız yazmayı bıraktı ne yazık ki.
söyleşide de belirttiğim gibi uzun ve buyurgan tırnaklaryla sürekli olarak bize birilerini işaret ediyorlar: En iyi yazar budur, en iyi şair budur, en iyi sanatçı budur, en iyi film budur, en iyi kitap budur... şeklinde uzayıp giden, geride kalanları dolayısıyla gölgede bırakan.
Bu bön gördüğüm suni kültür yüzünden pek çok kalemdaşımız yazmayı bıraktı ne yazık ki.
Popüler kültüre girme nedenim konuyu Jim Carey'e getirmek içindi, ki Jim anlam dünyamda yeri olan değerli bir insandır öyle ki orada ifade ettiğim gibi henüz yayınlanmayan üçüncü kitabımdaki kahramanıma kısmen ilham olmuştur:
Onun anlam arayışı, kendini dahi canlandırması ve tamamlanmaması beni gerçekten çok sarsmıştır. Çünkü Jim Carey'i değerli yapan yetenekli bir aktör olması değildir sadece.
Önemli kabul edilen bana göre önemli olmayan altın küre ödülünü ikinci kez kazanırken törende şöyle söylüyordu:
"Ben iki kere altın küre ödülü kazanmış Jim Carey'im. Sıradan bir adam olarak uyumaya gitmiyorum iki kere altın küre ödülü kazanmış Jim Carey olarak uyumaya gidiyorum
ve her zaman gördüğüm veya sıradan insanların gördüğü düşleri görmüyorum. Üçüncü kez altın küre ödülü kazanmış Jim Carey olarak görüyorum kendimi. Çünkü o zaman tamamlanmış olurum."
Bunları söylediğinde Jim'in yüzünde geniş gülümsemesinin arkasına gizlediği tamamlanmamış olmasının o doldurulamaz boşluğunu gördüm.
Daha da önemlisi basit sözcükler kullandığından oradaki derin anlam gözlerden kaçmış olabilir. O yüzden biraz açacağım şunu demek istiyor ya da ben öyle algılıyorum:
Benim tamamlanmam tamamlanmama üzerine kurgulu. Varılacak bir ufuk kalmadığından kendime suni ufuklar var ediyorum, en mükemmele duyduğum özlemi dindiremiyorum ancak hiç değilse o onulmaz susuzluğu başka bir serap hayaliyle öteliyorum.
Onun anlam arayışı, kendini dahi canlandırması ve tamamlanmaması beni gerçekten çok sarsmıştır. Çünkü Jim Carey'i değerli yapan yetenekli bir aktör olması değildir sadece.
Önemli kabul edilen bana göre önemli olmayan altın küre ödülünü ikinci kez kazanırken törende şöyle söylüyordu:
"Ben iki kere altın küre ödülü kazanmış Jim Carey'im. Sıradan bir adam olarak uyumaya gitmiyorum iki kere altın küre ödülü kazanmış Jim Carey olarak uyumaya gidiyorum
ve her zaman gördüğüm veya sıradan insanların gördüğü düşleri görmüyorum. Üçüncü kez altın küre ödülü kazanmış Jim Carey olarak görüyorum kendimi. Çünkü o zaman tamamlanmış olurum."
Bunları söylediğinde Jim'in yüzünde geniş gülümsemesinin arkasına gizlediği tamamlanmamış olmasının o doldurulamaz boşluğunu gördüm.
Daha da önemlisi basit sözcükler kullandığından oradaki derin anlam gözlerden kaçmış olabilir. O yüzden biraz açacağım şunu demek istiyor ya da ben öyle algılıyorum:
Benim tamamlanmam tamamlanmama üzerine kurgulu. Varılacak bir ufuk kalmadığından kendime suni ufuklar var ediyorum, en mükemmele duyduğum özlemi dindiremiyorum ancak hiç değilse o onulmaz susuzluğu başka bir serap hayaliyle öteliyorum.
Dünyaca ünlü bir adam -ki ünsüz olsaydı degerinden hiçbir şey kaybetmezdi çünkü ün insanlara bir şey katmaz- bize diyor ki tamamlanmak dünya çapında gereğinden fazla anlam yüklenilen ödülleri almak demek veya ünlü ve zengin olmak demek değildir!
Tamamlanmak sayısını bilmediğiniz bir yığın el tarafından alkışlanmak, sayısını bilmediğiniz kameralar tarafından kayda alınmak demek değildir! Eğer o kadar basit olsaydı Jim Carey tamamlanırdı.
Tamamlanmak sayısını bilmediğiniz bir yığın el tarafından alkışlanmak, sayısını bilmediğiniz kameralar tarafından kayda alınmak demek değildir! Eğer o kadar basit olsaydı Jim Carey tamamlanırdı.
Yaşadığımız sürece kendi inşamızdan sorumluyuz ve asla tamamlanamayız.
Söylemek istediğimi Nazım çok net ifade etmiş onun şiirini duruma kurgulayarak:
En güzel ufuk varılamayan ufuktur.
Demek istiyorum.
Ve gerçek anlamda hiçbir sanatçı yaşadığı sürece tamamlanamaz.
Çünkü:
En iyi eser henüz yaratılmayan eserdir..
Çünkü:
En iyi eser henüz yaratılmayan eserdir..
Dipnot:
Söyleşi de üniversiteden bir hocamda vardı,
bana sorduğu değerli buraya alıyorum:
"Şiirin sermayesi nedir?"
Bu soruyu;
"Şiirin sermayesi düştür,
olmayanlık alanıdır"
diye yanıtladım
(yanıt görecelidir)
Gerçi daha uzun yanıt vermiştim buraya sadece özet düşüyorum.
(yanıt görecelidir)
Gerçi daha uzun yanıt vermiştim buraya sadece özet düşüyorum.
Son dipnot olarak yakın tarihte "İnsan ve Hakları" konulu bir söyleşi gerçekleştireceğim o nedenle bu söyleşiyi kaçırdık diye hayıflanmayın. Bahsini ettiğim söyleşiye katılırsınız orada belki bu konuyu da deginiriz.
Diğer Yazarlar
